Kendi Tercihlerimiz İçin Kaderi Suçlayamayız
Dimiz, kadere iman etmeyi ve kazaya rıza göstermeyi emrederken biz, başımıza kötü bir olay geldiğinde çoğu zaman kaderi suçlarız. Kader haktır, ama her şey için kaderi suçlayamayız. Çünkü kader, Allah-ü Teâlâ'nın belirlediği, kulun seçmediği ve kader olarak yaşadığı külli iradeden başka insanın kendi seçimlerini yapabilme özgürlüğü tanıdığı cüzi irade kavramıyla da açıklanır. Dolayısıyla insan, kendi özgür iradesiyle yaptığı tercihlerinden dolayı başına gelen kaza, bela ve musibetler için kaderi suçlamayı bırakıp yaptığu hatalarının sorumluluğunu almayı öğrenmelidir. Bunu yapmayı başardığımızda kazaya rıza gösterip kadere teslim olmamız kolaylaşacak. Nitekim Yüce Allah CC, Şuara Sûresi’nin 30. ayet-i kerimesinde mealen şöyle buyurur: “Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı (günahlar) yüzündendir. Allah ise, günahların bir çoğunu bağışlıyor (da bunlardan dolayı musibet vermiyor).”
Rabbimiz, bir hadis-i
kudsîde kullarını şöyle uyarır: “Kaza
ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belalara sabretmeyen,
benden başka Rab arasın! Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!” (Taberani) Bu hadisten anlaşılıyor ki, kaza, bela ve musibetlere
sabretmek imanın bir gereğidir. Başka bir hadis-i şerif ise şöyledir: “Allah-ü Teâlâ, buyuruyor ki, ben kaza ve kaderime razı
olandan razı olurum. Razı olmayandan razı olmam ve ona gazap ederim.” Demek ki, Allah’ın rızasını kazanmak kaza
ve kadere rıza göstermeye
bağlıdır. Kulun derdi de zaten sadece Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Rıza demek, kulun Allah-ü Teâlâ’dan gelen her şeye razı olup halini kimseye şikayet etmeyerek sabretmesidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV), şu hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Allah-ü Teâlâ,
sabredeni sever.” (Taberanî), “Ya Rabbî, kaderine rıza göstermemi
nasip et, diye
dua et.” (Taberanî)
Kur'an-ı Kerim'de mealen buyuruldu ki: “Bir şeyden hoşlanmadığınız halde o sizin
iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o sizin için kötü olabilir.
Allah bilir, siz bilemezsiniz.“ (Bakara, 2/216) Resûlullah (SAV) da şöyle buyurmuştur: "Mümine
gelen her sıkıntı, günahlarına kefaret olur."(Buhâri, Îman, 39; Müslim,
Birr, 52), “Müminin
hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine
mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir
sıkıntı geldiğinde ise sabreder, bu
da onun için hayır olur.” (Müslim,
Zühd, 64) (Taberanî) Bu hadislerden anlaşıldığı üzere bir Müslümanın, iyi
bir kul olabilmesi için her durumda bu iki halden birinde olup ya şükretmeli ya
sabretmelidir.
Başka
hadis-i
şerifler de şöyledir: “Kadere rıza, saadet alametidir.” (Tirmizî), “Kadere rıza göstermek mutlu olmaya,
rızasızlık ise mutsuzluğa alamettir.” (Tirmizî), “Şu 3 şeyi yapan, dünya ve âhiret hayrına
kavuşur: Kazaya rıza, belaya sabır, rahatlıkta, bollukta dua.” (Deylemî), “Cennetlik insanın nişanı şudur: O
kişi, Hakk Teâlâ’nın kaderine razı olur. Şakî (kötü, cehennemlik) olmanın da nişanı şudur: O kişi, kadere
razı olmaz, bir musibet gelince, bağırıp çağırır, çok ağlar, sızlar. (İslâm
Ahlakı)
Görüldüğü gibi bu
hadisler, kulun kaderine razı olmasının cennete girmesine vesile olacağını
müjdeler. Şu halde tercih kendisinin, ister isyan eder, ister sabreder.
Resmiye MÜMÜN
22 Temmuz 2025,
Boyacıköy (Bagra)/ Kırcaali
Foto: Milat Gazetesi



Коментари
Публикуване на коментар